Gündüz Seminerleri

Beyin ve Bilinç, Alper Açık
Bilinç ve Mantık, Bülent Gözkan
Bilinç Felsefesinin Temelleri, Erdinç Sayan
Bilincin Altı Gerçeğin Üstü, Hüsnü Dokak
Bilinç Araştırmalarında Felsefenin Rolü, Işık Sarıhan
Alman İdealizmi’nde Doğa ve Bilinç, Mehmet Barış Albayrak
Bilincin Evrimi ve Doğa Bilimleri, Necmi Buğdaycı
Tarihsel-Nesnel Eylem Olarak Bilinç: Vygotskyçi Bilinç Kuramı, Siyaveş Azeri


Beyin ve Bilinç
Sunan: Alper Açık
4 Oturum

Bu derste, sinir sisteminin genel yapısı molekülerden işlevsel nöroanatomiye uzanan çeşitli düzeylerde ele alınacaktır. Bunu yaparken insan beyin yapılarının evrimsel süreçte nasıl bugünkü haline ulaştıkları da incelenecektir. Sinir sisteminin, bilinç dahil çeşitli bilişsel işlevleri, fizyolojik yapılarda ne tarz işlemlerle meydana geliyor sorusuna yanıt bulmayı sağlayacak bilgiler aktarılacaktır.

Ayrıca işlevsel beyin görüntüleme teknikleri ile beynin hangi bölgelerinin hangi bilişsel durumlarla ilgilendiğine yönelik son yıllarda oluşan zengin bilgi birikimi anlatılacak, bu araştırma çabasının altında, düşünsel ile maddesel arasında temel bir ayrım olduğunu öneren klasik bir ikiciliğin oluşu ele alınacak ve bu ikiciliğe karşı çıkan nörofenomenoloji akımı tanıtılacaktır.

Yukarı

Bilinç ve Mantık
Sunan: Bülent Gözkan
2 Oturum

Birinci saptama: Her bilinç fiili veya bir şeyin bilincinde olma fiili, eğer bu bilgisel bir süreç olarak kalıcılaşacaksa, o fiilde bulunanın, bulunduğu fiilin bilincinde olmasını, yani kendinin bilincinde olmasını, özbilinci gerektirir.
İkinci saptama: Bilincinde olunanların bir arada tutularak bilgisel süreçleri ortaya çıkarabilmesi için iki temel koşul var: i) her bilincinde olunanın tek tek birliğinin ve aynılığının (özdeşliğinin) bilincinde olmak, bu yolla diğerlerinden (diğer aynılığa sahip olanlardan) ayrılığını belirleyebilmek; ii) tek tek bilincinde olunanların biraradalığının birliğinin, yani bütünlüğünün bilincinde olmak.
Öyleyse özbilinç, tüm bilme fiillerinin bilişsel açıdan öncelikli formu olmaktadır. Yani kendinin bilinci öyle bir birlik fonksiyonudur ki, kendinin bilinci ve birliği, bilincinde olunanların birliğini de oluşturur; ve kendinin bilinci, bilincinde olunanların tümüne birlik verme yoluyla, bilincinde olunanların bütünlüğüne de bir form sağlar.
Bu konuşmanın amacı, özbilincin, birlik, özdeşlik ve bütünlük fonksiyonlarının mantığın biçimsel (formal) işleyişiyle olan bağlantısı hakkında düşünmek.

Yukarı

Bilinç Felsefesinin Temelleri
Sunan: Erdinç Sayan
4 Oturum

Bu derslerde temel olarak zihin felsefesinin (philosophy of mind) temel problemleri –Zihin nedir? Zihnin beden ile ilişkisi nedir? Diğer zihinler problemi. Nitel zihin halleri ve “qualia”. Yönelimsel zihin halleri. Bilinç nedir? – ele alınıp anlatılacaktır. Bunun yanında zihin felsefesinde temel görüşler: Kartezyen düalizm, nötral monizm, behavyorizm, zihin-beden özdeşliği teorisi, fonksiyonalizm, elemeci materyalizm, anomalili monizm ve supervenience işlenecektir.

Yukarı

Bilincin Altı Gerçeğin Üstü
Sunan: Hüsnü Dokak
2 Oturum

Freud’un düş gücünün temel kaynağının bilincin altında olduğunu keşfinden, deha’nın, bu bilinçdışı dünyaya girebilme yeteneğiyle ilişkisinden söz edilecek, bilimde ve sanatta, bilincin normal seyrinde değil, anormal seyrinde bulunmakla ancak dehaların ortaya çıkabileceği anlatılacaktır.

Sonra bu buluşu sanat ortamına taşıyan Breton’un yanı sıra Louis Aragon, Benjamen Peret gibi şair-düşünürlerin “gerçeğin üstündeki dünyanın düşsel imgelerini geliştirmeye başlaması ele alınacaktır. Ardından Dali, Ernst, Man Ray, Duchamp, Miro, Margeritte gibi çağımız sanatını yönlendiren ressamlar ve heykeltıraşların konuyla ilişkileri incelenecektir.

1920’li yıllarda kabul gören ve sonradan akıma dönüşen Freud’un bu düşüncesinin, aradan yüzyıl geçmesine rağmen, farklı isimler altında olsa bile sanat akımlarının gözdesi olmaya devam edişi irdelenecektir. Bunun nedenleri sorgulanacaktır. Ders, konuyla ilişkili 20. Yüzyıl sanatından görsel örneklerle desteklenecektir.

Yukarı

Bilinç Araştırmalarında Felsefenin Rolü
Sunan: Işık Sarıhan
2 Oturum

Geçtiğimiz yirmi yıl içinde, “bilinç sorunu” adını verebileceğimiz sorunu çözmeye çabalayan bilimciler ve felsefeciler arasında daha önce görülmeyen boyutlarda bir iletişim ve etkileşim ortaya çıktığını görüyoruz. Bilinç sorununu, bir canlının ya da makinenin bilinçli olabilmesi için hangi niteliklere sahip olması gerektiği sorusu olarak tanımlayabiliriz. Bilimciler ve felsefeciler bu konuda ortak kitaplar ve makaleler yazıyor, birlikte konferanslar düzenliyor, aynı araştırma projelerinde yer alıyorlar; bilim ve felsefe arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Peki bu disiplinler arası çalışmada felsefeciler felsefeci sıfatıyla tam olarak ne yapıyorlar, ya da ne yapmalılar? Bu derste, yakın zamandaki bilim-felsefe etkileşimi örneklerine de göz atarak, bu yöntemsel sorunun cevabını bulmaya çalışacağız. Bir bilimsel araştırma programının kavramsal altyapısının oluşturulması, deneysel verilerden çıkarımlar yaparken ortaya çıkabilen mantık hataları ve kafa karışıklıklarının giderilmesi gibi, deneysel yöntemlerin bütünüyle dışında kalan uğraşları anlamaya çalışarak, bir zamanlar felsefenin üstlendiği rolleri artık tamamen bilimin üstlenebileceği görüşünü de derste tartışacağız.

Yukarı

Alman İdealizmi’nde Doğa ve Bilinç
Sunan: Mehmet Barış Albayrak
2 Oturum

Dersin ana konusunu, Alman İdealizmi’nde, özellikle de Kant sonrası ortaya çıkan tartışmalarda konu edinilen doğa (ve doğanın tarihi) ve bilinç arasındaki ilişki oluşturmaktadır. Bilinç kavramını yepyeni, “modern” bir şekilde ele alan Alman İdealizmi’nde –özellikle Schelling ve Hegel arasında– süregiden tartışmaların iki ana ekseni (Kıta Avrupası’nda o dönemde artık kurumsallaşmaya başlayan doğa bilimlerindeki insan ve doğa algısının insan bilinciyle ilişkisi ve insan bilincinin, bir doğa canlısı topluluğunun yaşam süreci olarak insanlık tarihi ile olan ilişkisi) ele alınacaktır.

Ardından Schelling ve Hegel’in asıl amacının, kendi dönemlerinde doğa ve tarih bilimlerinin baş aktörü haline gelmeye başlayan determinizmde özgürlüğün yerini sorgulamak oluşu incelenecektir. Ne determinist zorunluluktan ne de özgürlükten ödün vermek istemeyen bu iki düşünürün, bu iki çatışır gibi gözüken fikri (zorunluluk ve özgürlük), Kant’ın yaptığı gibi iki apayrı dünyaya ayırmak yerine, onları birbirleriyle uzlaştırmaya çalışmaları tartışılacaktır. Bu uzlaşmanın mekanının bilinç oluşu anlatılacaktır. Özet olarak derste günümüzdeki pek çok felsefi ve bilimsel tartışmaya da ışık tuttuğunu düşündüğümüz bu bilinç kavramının ne olduğu ve Schelling ile Hegel’in bu konuda tam olarak nerede ayrıştıkları tartışılacaktır.

Yukarı

Bilincin Evrimi ve Doğa Bilimleri
Sunan: Necmi Buğdaycı
2 Oturum

Doğa bilimleri ile bilinç arasındaki iki yönlü ilişkinin birinci yönü, bilincin doğa bilimleriyle açıklanması yani bilinci diğer doğa olayları gibi fiziksel/kimyasal/biyolojik süreçlere indirgeyen bir açıklamanın bulunmasıdır. Geçtiğimiz 29 Ekim’de yapılan “Beyin, Bilinç, Kuantum Çalıştayı”nda, kuantum kuramını kullanarak bunu yapma iddiasındaki çalışmalara yer vermiştik.

Bu derste tersine bir yaklaşım izlenerek doğa bilimleri, bilinçli öznenin mantığını ve zihinsel araçlarını kullanarak yarattığı bir ürün olarak ele alınacak. İnsan bilincinin evrim sürecine kısaca değinilecek. Doğa bilimlerinin teorileri ile nesnel dış dünya arasındaki bağlantı sorgulanacak. Uzay, zaman gibi kavramların biyolojik evrimin mekanizmalarıyla inşa olunan zihinsel araçlar olduğu varsayımı tartışmaya açılacak.

Yukarı

Tarihsel-Nesnel Eylem Olarak Bilinç: Vygotskyçi Bilinç Kuramı
Sunan: Siyaveş Azeri
2 Oturum

Zihinsel görüngüler ve bilinç, geleneksel felsefe ve psikolojinin bakışının tersine, gösterge düzenekleri ve dilde köklenip gelişlir. Göstergesel düzenekler ve bunların başında dil insan etkileşim ve eyleşmesinin nesnel alanına ait olduklarından, bilincin nesnelliğin (dışarıdanlık) bir parçası olarak tasarlanabilir. Öte yandan gösterge bilinçlerin eyleşmesi ve etkileşmelerinin ürünüdür. Bu nedenle eylem göstergenin varlığını önceler. Eylem toplumsal bir görüngü olduğundan nesneldir (dışarıda cereyan eder). Eylem insan gereksinimlerinin ve arzularının toplumda toplumsal gereksinimler olarak üretimi ve yeniden üretimi biçiminde nesnelleştirilmesidir. İnsan bilinci dilsel eylem dolayımıyla ortak-bilme ve ortak-bilinç biçiminde ortaya çıkar. Ortak-bilme olarak bilinç kavramı öznelliği (özbilinç) bir koyut veya varsayım değil varlığı tanıtlanabilir bir süreç olarak vurgular. Böyle bakıldığında özbilinç ve benlik nesnel, dolayımlayan ve dolayımlanan ama aynı ölçüde öznel eylem olarak ortaya çıkar. Bu bakışta benlik (dirimsel duyu organlarının ve dolayımsız algı alanının sınırlamalarından) kurtulmuş bilinçtir. Bu anlamda zihnin nesnelliğin öznel imgesi olduğu söylenebilir.

Yukarı

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: